Lanetli mücevherin fısıltıları artık yalnızca bir tehdit değil, aynı zamanda baştan çıkarıcı bir yol göstericiydi. Kaderden, şanlı bir yoldan ve anlatılmamış bir güçten bahsediyordu. Berat, böyle hediyelerin daima bir bedel istediğini bilerek, soğuk bir korku ile tuhaf bir cazibenin karıştığını hissetti.
“BERAT (eli Beheriti sımsıkı kavramış, gözleri dalgın): O... o bana bir şey gösteriyor. Bir yol... bir geçit... sanki... ileride bizi bekleyen bir tehlikeden kurtuluş gibi.
GUTS (Beherite şüpheyle bakarak): Bir yol mu? O şeyin gösterdiği bir yol asla iyi bir sonla bitmez, Berat. Dikkatli ol.
GRIFFITH (Beratın yüzündeki ifadeyi süzer, Beherite dönmeden): Bazen en büyük fırsatlar, en beklenmedik kılıkta gelir, Guts. Berat, bu yol nereye gidiyor? Ne vaat ediyor?
BERAT (sesi titrek, canavara doğru hafifçe işaret eder): Bir dağ geçidinden bahsediyor... Hani şu kapalı olan, kimsenin geçemediği... Orayı açabileceğimizi... ve böylece yolumuza devam edebileceğimizi söylüyor. Ama... karşılığında ne isteyecek, bilmiyorum.”